BAĞIMSIZHABERLER.COM
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

DUA SANA

CAMİYE GELİN

TÜRKİYE "BİZ" GELİYORUZ

MUHSİN BAŞKAN

Alperen

EĞİTİM HABER

İNSAN VE HAYAT

SAĞLIK DÜNYASI

EN ÇOK OKUNANLAR

HABER ARA


Gelişmiş Arama

%100 OSMANLI

SIGARA İÇME


HUZURLU YAŞAM

TESETTÜR

SEVGİLİ EN SEVGİLİ

Mühür

Mi'rac Gecesi 12

Mi'rac Gecesi 12

Tarih 02 ?ubat 2020, 16:31 Editör HÜSEYİN NECATİ

Selâmın iadesi ne demek?.. Yâni, "Esselâmü aleyküm!" deyince, "Ve aleyküm selâm..." demek. Selâma karşılık vermek demek. Yâni, "Kabul etmiyorum, al geri!" demek değil; yanlış anlaşılmasın.

h. Altıncı Semâ'da Mûsâ AS

(Sümme saide bî hattâ etes-semâs-sâdisete) Altıncı semâya geliyoruz. (Festefteha) Cebrâil AS semânın da kapısının açılmasını istedi.

(Kîle: Men hâzâ?)

"--Kim o?" dendi.

(Kàle: Cibrîl)

"--Ben Cebrâilim." dedi.

(Kîle: Ve men meake?)

"--Yanındaki kim?" dendi

(Kàle: Muhammedün)

"--Muhammed..."

(Kîle: Ve kad ürsile ileyhi) Denildi ki:

"--Ona izin gitmiş miydi, izin verilmiş miydi?"

(Kàle: Neam)

"--Evet"

(Kàle: Merhaben bihî feni'mel-mecîü câe)

"--Merhaba ne hoş geldi, sefa getirdi." denildi.

Ravîler bunları niye böyle detaylı anlatıyorlar? Sebep şu sevgili kardeşlerim, Rasûlullah'ın ağzından nasıl çıkmışsa öyle yakalamışlar fotoğraf gibi aynen...

--Tekrar kısa söylese olmaz mı?

Hayır! Aynen söylemenin bir başka bereketi var, hem aynı söylemekte doğruluk var, o bakımdan aynen söylerler...

Altıncı semâda da melek tarfından "Hoş geldin!" dendi.

(Felemmâ halastü feizâ mûsâ) Kapıdan geçilince, orada Musa AS'la karşılaştı.

(Kàle: Hâzâ mûsâ fesellim aleyhi)

"--Bu Musa AS'dır ona selâm ver!" dedi Cebrâil.

(Fesellemtü aleyhi) Ona selâm verdim, (feredde aleyyes-selâm) o da selâmı bana iade eyledi.

Selâmın iadesi ne demek?.. Yâni, "Esselâmü aleyküm!" deyince, "Ve aleyküm selâm..." demek. Selâma karşılık vermek demek. Yâni, "Kabul etmiyorum, al geri!" demek değil; yanlış anlaşılmasın.

(Sümme kàle: Merhaben bil-ahis-sàlihi ven-nebiyyis-sàlih!) O da:

"--Salih kardeşe, salih Peygambere selâmlar olsun, merhabalar olsun!" diye Peygamber Efendimiz'e merhaba eyledi.

Muhterem kardeşlerim salih ne demek? Salih iyi demek, her bakımdan uygun, müsâid demek.

(Felemmâ tecâveztü bekâ) Bakın şimdi bir olay oluyor: Peygamber Efendimiz Musa AS'ı geçerken, ağladı Musa AS... (Kîle lehû: Mâ yübkîke?) Soruldu:

"--Seni ne ağlattı, yâni durup dururken niye ağladın, seni ağlatan sebep ne?.."

(Kàle: Ebkî lienne gulâmen buise ba'dî yedhulül-cennete min ümmetihî ekseru mimmen yedhulühâ min ümmetî.) Dedi ki:

"--Şundan ağlıyorum ki, benden sonra peygamber gönderilmiş bir delikanlı, bir genç, --Peygamber Efendimiz'i kasdediyor-- onun ümmetinden cennete, benim ümmetimdekilerden daha fazlası girecek."

Yâni ümmetine acıyor, ondan ağlıyor Mûsa AS... Tabii, her peygamber kendi ümmetini evlâtları gibi seviyor, hiç birisinin cehennemde yanmasına gönülleri razı değil, hepsi cennete girsin diye istiyorlar: "Hay Allah! Yine beceremediler hepsi cehennemlik oldular." diye üzülüyor peygamberler.

i. Yedinci Semâ'da İbrâhim AS

(Sümme saide bî iles-semâis-sâbiah) Son semâya geldik. Cebrâil AS beni aldı, yedinci semânın kapısına getirdi, (festefteha) açılmasını istedi.

(Kîle: Men hâzâ?)

"--Kim o?" dendi.

(Kàle: Cibrîl)

"--Ben Cebrâilim." dedi.

(Kîle: Ve men meake?)

"--Yanındaki kim?" dendi; melek soruyor tabii...

(Kàle: Muhammedün)

"--O Muhammeddir." dedi.

(Kîle: Ve kad buise ileyhi)

"--Ona elçi gönderilmiş miydi?"

Burda buise ileyhi diyor, daha önceki cümlelerde ursile geçiyordu. Bakın aynen koruyorlar hadis ravîleri. Hiç kelimesini bile değiştirmiyorlar.

(Kàle: Neam)

"--Evet." deyince;

(Kàle: Merhaben bihî feni'mel-mecîü câe)

"--Ne güzel gelişle geldi, merhabalar olsun ona!" dendi.

(Felemmâ halastü) Yedinci semâda bakın kimle karşılaşıyor Peygamber SAS Efendimiz: (feizâ ibrâhîm) Bir de baktım ki, İbrâhim AS karşımda...

(Kàle: Hâzâ ebûke ibrâhîmü fesellim aleyhi) Cebrâil dedi ki:

"--Bu senin deden, baban..." Yâni baba derler ama çok eski, babasının babasının babasının babası, çok eski; size göre dede demek: "Bu senin ecdadından ceddin İbrâhim AS, ona selâm ver!" dedi. Cebrâil takdim etti, tanıttı, Peygamber Efendimize...

(Fesellemtü aleyhi fereddes-selâm) Ben de İbrâhim AS'a selâm verdim, o da selâmıma karşılık verdi.

(Fekàle: Merhaben bil-ibnis-sàlih ven-nebiyyis-sàlih!)

"--Ey salih oğul, merhaba sana! Ey salih peygamber merhaba sana!" dedi.

Evlat diye, oğul diye hitab etti İbrâhim AS...

j. Sidretül-Müntehâ

(Sümme rufiat lî sidretül-müntehâ) Sonra bana Sidretül-Müntehâ'nın önündeki perdeler kaldırıldı, o gösterildi.

Sidretül-Müntehâ'yı gördü. Sidre Arapça demek, sedir ağacı dediğimiz, böyle boylu poslu büyük ağaç demek; Sidretül-Müntehâ, yâni en uzak mekandaki sidre demek. Tabii o ağaç nasıl bir ağaçsa, gökte nasıl bir mahiyeti varsa, yaprakları böyle, dalları böyle diye çok tarif edilmiş Sidretül-Müntehâ gösterildi.

(Feizâ nebikuhâ mislü kılâlil hecera ve izâ verakuhâ mislü âzânil-fîleh) "Yaprakları filin kulakları kadar" diye böyle tarif etti Peygamber Efendimiz... Cebrâil AS diyor ki:

(Kàle: Hâzâ sidretül-müntehâ)

"--Bu Sidre-i Müntehâdır."

(Ve izâ erbaatü enhârin) Bir de baktım ki dört tane nehir var. (nehrâni bâtınân ve nehrâni zàhirân) İki tane bâtın nehri, iki tane zâhir nehri...

(Fekultü: Mâ hâzâni yâ cibrîl?) Dedim ki:

"--Bu ilk ikisi ne, bunlar nasıl nehirler yâ Cebrâil?"

"--(Kàle: Emmel-bàtınân) Bâtında olan, içte olan iki nehir, (fenehrâni fil-cenneh) bunlar cennette iki nehirdir. (Ve emmez-zàhirân) Dıştaki iki nehir; (fen-nîlü vel-furâtü) birisi Nil'dir, birisi Fırat'tır."

k. Beytül-Ma'mur

(Sümme rufia liyel-beytül-ma'mûr) Sonra bana Beytül-Ma'mur gösterildi, perdeleri kalktı.

Gökyüzünde Beytül-Ma'mur nerdedir? Kâbe'nin tà yukarısına rastlayan, yedi kat semâdan yukarda Beytül-Ma'mur... Meleklerin Allah'a tesbih ederek etrafında devrettikleri, bir giren meleğin bir daha girmesine sıra olmayacak şekilde meleklerin girdiği, ziyaret ettileri el-Beytül-Ma'mur, manevî bir mekan...

(Kultü: Yâ cibrîlü ma hâzâ?)

"--Bu nedir?" dedim, diyor Peygamber Efendimiz.

(Kàle: Hâzel-beytül-ma'mûr)

"--Bu el-Beytül-Ma'murdur. (Feizâ hüve yedhulühû külle yevmin seb'ne elfe melekin) Bu eve her gün yetmiş bin melek girer, (izâ haracû minhu) dışarı çıktıkları zaman (lem yedû ileyhi) sonra bir daha ona giremezler."

Sıra gelmez yâni, her gün yetmiş bin melek geliyor da, sıra gelmiyor; ilk girene, bir daha girmek nasib olmuyor. Öyle bir Beytül-Ma'mur burası...

l. Sütü Alması, Fıtratı Tercih Etmesi

(Sümme ütîtü biinâin) Sonra diyor ki Peygamber Efendimiz: "Bana üç tane kap getirildi; (inâin min hamr) cennet şarabından bir kap, (ve inâin min leben) cennet sütünden bir kap, (ve inâin min asel) cennet balından bir kap... Bal süt ve meşrubat. Hamr, yâni cennet şarabı, meşrubatı... (Feehaztül-leben) Süt kabını aldım."

(Fekàle: Hiyel-fıtratüllletî ente aleyhâ ve ümmetüke) Cebrâil dedi ki:

"--Bu senin ve ümmetinin üzerinde bulunduğu fıtrattır"

Yâni, Rasûlulah'nı sütü alması fıtratı tercih etmesi demek. Tabii bu da ne demek muhterem kardeşlerim: İslâm dininin insan tabiatına uygunluğu demek. Fıtrata, yaradılışa müsâid, ahkâmı yaradılışa ters değil...

--Bir misal ver hocam da yaradılışa ters nedir anlayayım, yaradılışa uygun nedir anlayayım!..

Bakın meselâ İslâm'da nikâh Peygamber Efendimiz'in sünnetidir, evlenmek sevaptır, evlilik bir çok sevaplar kazandırır insana... Evine yiyecek içecek getirdiği zaman, yediyüz misli sevap alır; çoluk çocuğunu yetiştirince sevap alır, hanım çocuğunu emzirince sevap alır, cihad etmiş gibi ecir kazanır. Karı koca birbirleriyle güzel muamele ettikleri zaman sevap kazanırlar. Yâni bir sürü sevap kazanırlar. Bu, insanın tabiatı işte... Erkek ve dişiden yaratılmış, aile kuruyorlar, çocukları oluyor. Bu böyle...

Fıtrata aykırılık nedir? Evlenmemek, bekâr durmak veya evlenmemeyi dinin bir esasıymış gibi ortaya koymak; işte fıtrata aykırılık... Bizim dinimiz insan tabiatına, çevreye en uygun dindir. Yâni, çevrenin korunması için de İslâm'ın ayakta olması, İslâm'ın devreye girmesi lâzım, müslümanların çalışması lâzım!.. Çevreyi de İslâm dini korur, insanın ruhunu da İslâm dini korur, bedenini de İslâm dini korur. Çünkü fıtrat dinidir, her şey tabii, her şey güzel, her şey olurunca, her şey akış istikametine uygun, akış istikametine ters değil...

Bizim arkadaşlarımızdan bir albay ateşe olmuş --hadisi bölüyorum ama-- Fransa'da. Fransızlarla da tanışmış tabii... Bir gün tanıştığı bir Fransız, morali çok bozuk bir şekilde yanına gelmiş demiş ki:

"--Sayın filanca --bizim ateşeyle konuşuyor-- intihar edeceğim."

"--E niçin intihar ediyorsun?"

"--Karım beni başkasıyla aldatıyor."

"--Boşan!"

"--Hayır, bizim Katoliklik'te boşanmak yoktur."

Bak, boşanmak İslâm'da var. Evet, boşanmak iyi bir şey değil:

(Ebğadul-halâl ilallàh) "Allah'ın en sevmediği helâl, (et-talâk.) boşanmaktır." Ama bazen de gerekiyor, bak adam intihar etmesin. Madem ötekisi bununla yaşamak istemiyor, boşansın. Yâni normali bu... Adam boşanamıyor, dininin yasaklaması dolayısıyla, intihar edecek. İntihar insanı ebediyyen cehennemlik yapıyor. Zaten kâfir olunca cennetlik olmuyor da... Ama böyle bir hükmün yanlışlığını beyan etmek istiyorum.

Peygamber Efendimiz sütü tercih etmesinden, fıtratı tercih etmesinden, sütü tercih edince de Cebrâil AS'ın: "Tamam, güzel bir şey yaptın, fıtratı tercih ettin." demesinden sonra devam ediyor. Bizim için büyük bir şeref tabii. Bizim dinimiz fıtrat dinidir. Çağın dinidir, çağlar üstü dindir, ileriye doğru kıyamate kadar insanlığın aradığı dindir. Çünkü fıtrat dinidir. İnsanın tabiatına uygun olağanüstü, olağandışı, akıl dışı, mantık dışı şeyler yok. Her şey insanın tabiatına, fıtratına uygun. Böyle sütle sembolize edilmiş olarak bu rivâyette karşımıza geldi.

m. Elli Vakit Namaz'ın Beş Vakte İndirilmesi

Sonra diyor ki Peygamber Efendimiz:

(Sümme füridat aleyyes-salevâtü hamsîne salâten külle yevmin) "Sonra bana her bir günde elli namaz farz kılındı." Elli vakit demek istiyor yâni. (Feraca'tü) "Ben de bu farzı telâkkî ederek, Allah'ın bu emrini aldıktan sonra, döndüm, geri yolculuk başladı. (femerartü alâ mûsâ) Musa AS'a uğradım.

Musa AS'ın yeri neresiydi?.. Altıncı semâ idi, hatırlayalım! Altıncı semâda Musa AS'la karşılaşınca, (Fekàle: Bime ümirte?) Musâ AS soruyor Peygamber Efendimiz'e:

"--Rabb'inin huzuruna vardın, onunla mülâkî oldun, görüştün, konuştun, sana hitab eyledi, emirler bahşeyledi, lütfetti; ne emretti sana, sen neyle emrolundun?"

(Kultü: Ümirtü bihamsîne salâten külle yevmin) Musa AS'a ben dedim ki:

"--Her gün elli namazla emrolundum."

(Kàle: İnne ümmeteke lâ testatîu hamsîne salâten külle yevmin ve innî vallàhi kad cerrabtün-nâse kableke ve àlectü benî isrâîle eşeddel-muàleceti ferci' ilâ rabbike fes'elhüt-tahfîfe liümmetike) Böyle demiş Peygamber Efendimiz'e Musa AS... Ne buyurmuş, dinleyelim, merakla, şevkle:

"--Bak, senin ümmetin her gün elli namaza tahammül edemez, güç yetiremez. Vallàhi ben senden önce insanları tanıdım, denedim ve benî İsrâil'e, onları doğru yola çekmek için çok çareler yaptım, yâni çok yollardan onları islâh etmeye çalıştım, onları doğru yola çekmek için çalışma yaptım peygamberliğim sırasında... İnsanları tanıyorum, hâlet-i rûhiyelerini biliyorum. Günde elli vakit namaza tahammül edemezler. Rabbine geri dön, bu miktarı hafifletmesini, azaltmasını iste!" dedi Mûsâ AS.

(Feraca'tü fevedaa annî aşren) Ben de geri döndüm, Mevlâma arz ettim. Allah-u Teâlâ Hazretleri benden on tanesini kaldırdı. Kırk vakit namaza inmiş oluyor. (Feraca'tü ilâ mûsâ fekàle mislehû) Tekrar geri dönmeğe giriştim ama, Mûsâ AS'la yine karşılaşınca, yine tahammül edemezler diye evvelki sözlerini söyledi.

(Feraca'tü fevedaa annî aşren) Yine Rabbime geri dönüp, müracaat ettim; on daha indirdi, yâni otuz vakit oldu. (Feraca'tü ilâ mûsâ fekàle mislehû) Dönüşte Mûsâ AS ile tekrar karşılaşınca, yine yapamazlar dedi, eski sözleri gibi tekrar etti.

(Feraca'tü fevedaa annî aşren) Tekrar döndüm Rabbime, tekrar on daha indirdi, kaldı yirmi... (Feraca'tü ilâ mûsâ fekàle mislehû) Dönüşte Mûsâ AS ile tekrar karşılaşınca, yine yapamazlar dedi, eski sözleri gibi tekrar etti.

(Feraca'tü feümirtü biaşrin salevâtin külle yevmin) Tekrar döndüm Rabbime, nihayet on salât kaldı. (Feraca'tü fekàle mislehû) Mûsâ AS ona da itiraz edip, "Git azaltmasını iste!" deyince; (feraca'tü) tekrar döndüm Rabbime, dilek diledim, istedim ki azaltsın.

(Feümirtü bihamsi salevâtin külle yevmin) Allah-u Teâlâ Hazretleri her gün beş namazı emretti. (feraca'tü ilâ mûsâ) Mûbâ AS'a tekrar geri dönünce, (Fekàle: Bime ümirte?) Mûsâ AS sordu:

"--Ne oldu sonuç, ne emretti Allah sana, ne ile emrolundun?" dedi.

(Kultü: Ümirtü bihamsi salevâtin külle yevmin)

"--Her gün beş vakit namaz kılmakla, sonuç olarak emredilmiş oldum." dedi.

(Kàle: İnne ümmeteke lâ testatîu hamse salevâtin külle yevmin)

"--Senin ümmetin günde beş vakit namaz kılmaya da güç yetiremez yâ Muhammed!" dedi. (ve innî kad cerrabtün-nâse kablek) Ben bu halkı senden önce denedim, biliyorum bunların huylarını, hallerini..." dedi. (ve alectü benî isrâîle eşeddel-muàleceti) "Benî İsrâil'i doğru yola getirmek için çok çalışmalar yaptım. Mânevî ilaçlarla onları tedâviye çalıştım. Olmaz, yapamazlar!" dedi. (ferci' ilâ rabbike fes'elhüt-tahfîfe liümmetik.) "Yine Rabbine dön, bu beşi de indirsin ümmetin için." diye söyledi.

(Kàle:) O zaman Peygamber Efendimiz o zaman buyurmuş ki: (Seeltü rabbî hattâ istahyeytü) "Rabbimden o kadar istedim ki, utandım artık Rabbimden." dedi. (Velâkin erdà ve üsellim.) "Artık bu sonuca razıyım ve selâmetlik diliyorum." dedi. Mûsâ AS'a böyle cevap verdi. Yâni, "Beşi de indir demeğe utanıyorum artık." dedi. Ona razı olduğunu söyledi. Sonra da Mûsâ AS'a, "Hadi Allah'a ısmarladık, Allah sana selâmet versin! Ben razıyım." demiş oluyor.

(Kàle: Felemmâ câveztü) "Yanından geçince, (nâdânî münâdin:) Bir münâdî seslendi. Yâni bir melektir bu Allah tarafından veya bir sestir:

--(Emdaytü farîdatî ve haffeftü an ibâdî.) Farîzamı, emrimi yerine getirdim, tahakkuk ettirdim. Kullarıma da meşakkati hafiflettim, zahmeti az verdim!" diye bir nidâ geldi.

Yâni Mevlâ farzını ibkà ediyor, yerine getirtmiş oluyor, emrini buyurmuş oluyor ve kullarına da azaltmış oluyor. Benim okuduğum kitapta, rivayet burda kesilmiş. (Revâhül-buhàrî ve müslimün an mâlik ibn-i sa'saa) diye burda bitiyor.

Tabii, bu hadis-i şeriflerin başka rivayetleri vardır. Hadis kitaplarında başka başka rivayetler vardır. O rivayetlerden biliyoruz ki, bir müslüman, bir mü'min, Peygamber Efendimiz'in ümmetinden bir kul, bu beş vakti kıldığı zaman, Allah ona elli vaktin sevabını verecek.

Bunu başka nerden biliyoruz?.. Her iyiliğin en aşağı mükâfatı bire on olduğundan biliyoruz. Beşin on katı elli ettiğinden, elli vaktin sevabını Allah-u Teàlâ Hazretleri verecek demektir.

Şimdi bu uzun hadis-i şerifi size niçin okudum?.. Çünkü Peygamber SAS efendimiz'in kendi ifadesinden Mi'rac'ı nasıl anlattığını size bildirmek istedim. Efendimiz nasıl görmüş, Mi'racdaki olayları, vakıaları nasıl yaşamış, onu kendi mübarek lisânıyla, kelimeleriyle sahabe-i kirâma nasıl anlatmış?.. Onlar da dinlemişler, bize rivayet etmişler.

Bu çok güzel bir şey, çok önemli bir şey, çok tatlı bir şey... Onun için size bu Mi'rac kandilinde Peygamber SAS Efendimiz'in ifadesiyle Mi'racı anlatmaktan mutluyum, çok zevk duyuyorum.

Tabii, burada görülüyor ki, bizim Mevlid yazarı Süleyman Çelebi bu hadis-i şerifleri okumuş, Mevlid kitabını bilgi dolu bir gönül ile, kafa ile yazmış. Öyle hani şairler hayal güçlerini çalıştırırlar, akıllarına geleni yazarlar, şairlik namına yalan yanlış şeyleri söylerler. Süleyman Çelebi öyle değil... Ben görüyorum ki, hayranlığım günden güne artıyor; Allah şefaatine erdirsin, cennette makamını yüceltsin, rütbesini a'lâ eylesin... Mübarek, hep hadis-i şeriflerden okuduğu bilgileri Mevlid'e geçirmiş.

Onun için Mevlid kitabının Mi'rac bölümü de çok güzel yazılmış, çok müeddibâne, aynı zamanda çok müteeddibâne; yâni bize güzel âdâbı öğreten, hem de edepli bir insanın ifadesiyle yazılmış, çok güzel bir bölüm...

Biliyorsunuz ecdadımız şair ruhlu insanlardı, hassas insanlardı iç alemleri çok zengin insanlardı. Mevlânâ gibi şöhreti dünyaya taşmış insanlardan, Yunus gibi herkesin sevdiği insanlardan bunu biliyorsunuz. İç dünyaları çok renkli, çok zengin insanlardı. Din de onlar için şi'riyyet doluydu, yâni hassaslık ve güzel duygular doluydu. Onun için onlar, bu konuları böyle şiir halinde yazmışlar, mevlidler halinde yazmışlar. Bu Mi'racla ilgili konuları da mi'râciyye denilen eserlerle; yâni Mi'raca dair kasidelerle, manzumelerle anlatmışlar. Sonra başka hassas kimseler de çıkmışlar, bu mi'râciyeleri bestelemişler, şâhâne güzel bestelerle tekkelerde okunmuş. Böylece bu güzel geceler son derece derin duygularla, ibadetlerle, göz yaşlarıyla, çok tatlı bir şekilde ihyâ edilmiş. Bu eğitimlerin sonucunda sevgi dolu, Allah aşkıyla dolu yürekler, birbirlerini seven insanlardan oluşmuş çok güzel bir toplum, bütün insanlığa sıcak bakışlarla bakan bir ümmet meydana gelmiş.

Şimdi bu hadis-i şerifi burda bitirmiş olduk. Bir de "Sübhânellezî esrâ..." ayetini okumuş olduk. Bugünkü sohbetimizde, Mi'racla ilgili bu seneki sohbetimizde -- çünkü evvelki senelerde de başka şeyleri anlattığımı hatırlıyorum; seneler geçiveriyor-- bir ayet, bir hadis okumuş olduk Mi'rac'la ilgili...

Bir de tabii, yanımda getirdiğim kitaplardan Abdülkàdir-i Geylânî Efendimiz'den size bir mesaj iletmek istiyorum: Abdülkàdir-i Geylânî Efendimiz, biliyorsunuz bizim bağlı olduğumuz pirlerimizden birisi... Bizim şeyhlerimiz en aşağı beş tarikata bağlı olmuş, daha fazla tarikatlara da sanradan bağlanmışlar. Birisi de Kàdirî Tarikatı... Kàdirî Tarikatı'nın piri Abdülkàdir-i Geylânî Efendimiz'in, böyle dînî günleri, geceleri çok tatlı tatlı rivayetlerle anlatan güzel bir kitabı var. Oradan bir hususu anlatıp da, size bir misal vermek istiyorum. Yâni açıkçası, size bir hayırlı işi yaptırıp sevap kazandırmak istiyorum sevgili Akra dinleyicileri!..

n. Recebin Yirmiyedisinde Oruç

Abdülkàdir-i Geylânî Efendimiz bir hadis yazıyor, bu Recebin yirmiyedisi ile ilgili... Ebû Hüreyre RA'den rivayet olunmuş ki, Peygamber SAS şöyle buyurmuş:

(Men sàme yevmes-sâbii vel-ışrîne min receb) "Receb ayının yirmiyedisini kim oruçlu geçirirse, (kütibe lehû savâbü sıyâmü sittîne şehren) altmış ay oruç tutmuş gibi sevap yazılır." diye buyurmuş. Kısa bir hadis-i şerif.

Altmış ay oruç ne eder?.. Yâni beş sene devamlı oruç tutmuş gibi sevap kazanacak bir insan... Efendimiz'den böyle bir rivayet var. Ebû Hüreyre RA rivayet etmiş.

--Ne zaman tutulacak bu?..

Recebin yirmiyedisinde... Şimdi bugün, konuşmayı yaptığımız şu zaman Recebin yirmialtısındayız. Recebin yirmialtısını yirmiyedisine bağlayan bu gece, akşam namazından sonra Mi'rac gecesidir. Bu geceyi herkes, camilerde aşk ile şevk ile ihyâ etmeğe çalışacak, ibadetler edecek, dualar edecek; bu güzel gecenin sevaplarından istifade etmeğe çalışacak.

Bir de yarınvar... O bakımdan size yarın için size şimdiden bir mesaj iletmiş oluyorum, hem de Abdülkàdir-i Geylânî Hazretleri'nden... Bu hadis-i şerife göre yarın oruç tutacağız demek ki... Sevabı da altmış aylık oruç tutmuş olmanın sevabına denk... Bir ay otuz gün olduğuna göre, altmış ay = 1800 gün oruç tutmuş olmak gibi bir sevap bahis konusu oluyor.

Demek ki sevgili kardeşlerim, biz burda, Akra'da size konuşmalar yaparken metodumuz bu bizim, sevaplı bir şeyi size önceden haber veriyoruz, dinliyorsunuz. Dinleyince yapın, o sevabı kazanın diye çok öncelerden haber veriyoruz böyle sevaplı şeyleri... İşte bugünden de, yarın oruç tutmanın sevaplı olduğuna dair bir hadis okuyarak, size yarın oruç tutabileceğinizi hatırlatmış oluyoruz. Onun için durumunuz müsaitse yarın oruç tutun, sevgili Akra dinleyicileri...

Tabii, hanımlar meselâ mâzeretli günlerinde oruç tutamazlar. Hastalar oruç tutamaz, ihtiyarlar, çocuklar, mâzeretli olanlar tutamaz. Ama sağlam olup da sevap arayan binlerce, milyonlarca kardeşimiz var. Onlara hatırlatıyoruz, hem de Abdülkàdir-i Geylânî Hazretleri'nin kitabından bir hadis okuyarak... Yarın, Recebin yirmiyedisinde oruçlu olun!...

Yâni bu gece Mi'rac gecesi, Mi'rac gecesinin ertesi günü oruç tutmak sevap diye bu da hatırınızda kalsın, defterinize yazın! Etrafınıza da söylersiniz, önümüzdeki senelerde de dinleyenler belki bu oruçları tutar, bu sevapları kazanırlar.

Zâten size bu Üçaylar gelmeden önce de konuşmalarımızda belirtmiştik. Bu Üçaylar, Receb, Şa'ban, Ramazan çok sevaplı aylardır. İşte Receb artık bitiyor, yirmialtısına geldik, üç gün kaldı. Ondan sonra Receb gidecek, Şa'ban ayı gelecek. O da mübarek bir ay... Ondan sonra muhteşem Ramazan ayı gelecek.

Receb ayı tevbe ayı idi, bu ayda oruç tutmak çok sevaptı. Onun için oruçlarınızı arttırmağa çalışacaktınız. Bakın bu yarınki oruç, altmış aylık sevaba sahib bir oruç olmuş oluyor. Böyle güzel ibadetleri yapın! Oruç çok sevaplı bir ibadettir. Mükâfatını tutuluşunun güzelliğine göre Allah verir.

Allah o sevaplara erdirsin... Sonuç olarak rahmetine mazhar eylesin... Sevdiği razı olduğu kul eylesin.. Hem dünyada mutlu yaşayın, sıhhatli, afiyetli, huzurlu, saadetli, hür, kimseye muhtaç olmadan yaşayın. Hem de ahirette Allah, cennetiyle, cemâliyle cümlenizi, cümlemizi müşerref eylesin, aziz ve sevgili Akra dinleyicileri!..

Hepinizin tekrar Mi'rac kandillerinizi tebrik ederim. Nice böyle mutlu, mübarek günlere, sevaplı gündüzlere, gecelere erişmenizi; sevaplı ibadetler yaparak Allah'tan bol mükâfâtlar, ecirler kazanmanızı; Allah'ın rahmetine ermenizi, rızasına vâsıl olmanızı dilerim, temenni ve niyaz ederim.

Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..

19. 12. 1995 - Akra

Bu haber 1613 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Prof. Dr. MAHMUD EA'AD COŞAN

Mi'rac Gecesi 1

Mi'rac Gecesi 1 Hiç gözü görmeyen bir a'mâ, zavallı düşünün! Anasından doğduğu zaman gözleri görmüyor idi. Buna kırmızı ile yeş...

Esad Coşan hazırlamıştı Risâle-i İslâmiyye'yi

Esad Coşan hazırlamıştı Risâle-i İslâmiyye'yi Risale-i İslâmiyye, İslâmdan bahseden bir kitapdeğil sadece. Daha nice gerçekleri barındırıyor. Esad Coşan Hocaefen...

NASİHAT

NAMAZ

Ben Bitti Demeden Bitmez.22 Eyl?l 2017

GALERİ

ALAHA ISMARLADIM

RAMAZAN

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

YEDİ KITA

MÜSLÜMANCA YAŞAM

OSMANLI


ALPEREN

OSMANLI TORUNU


SIGARA İÇME


FATİH SULTAN MEHMET


İSLAM HUZUR

NAMAZINI KIL


YAVUZLAR BİTMEYECEK

NECİP FAZIL KISAKÜREK

TÜRKİYENİN MİLLİYETÇİ MUHAFAZAKAR BAĞIMSIZ HABER SİTESİ
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi