BAĞIMSIZHABERLER.COM
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

DUA SANA

CAMİYE GELİN

TÜRKİYE "BİZ" GELİYORUZ

MUHSİN BAŞKAN

Alperen

EĞİTİM HABER

İNSAN VE HAYAT

SAĞLIK DÜNYASI

EN ÇOK OKUNANLAR

HABER ARA


Gelişmiş Arama

%100 OSMANLI

SIGARA İÇME


HUZURLU YAŞAM

TESETTÜR

SEVGİLİ EN SEVGİLİ

Mühür

Mi'rac Gecesi 2

Mi'rac Gecesi 2

Tarih 16 ?ubat 2020, 15:52 Editör HÜSEYİN NECATİ

O gecenin bereketi ile, şimdi biz kendimize dönelim, biz onları anlayamıyoruz, boynumuz bükük; ama bir şeyden iftihar duyuyoruz ki, o Rasûlün ümmetiyiz. Elhamdü lillâh, ellezî cealenâ min ümmetihî; bizi onun ümmetinden yapan Allah'a sonsuz hamd ü senâlar olsun...

 Rasûlüllah'a Ümmet Olma Şerefi

O gecenin bereketi ile, şimdi biz kendimize dönelim, biz onları anlayamıyoruz, boynumuz bükük; ama bir şeyden iftihar duyuyoruz ki, o Rasûlün ümmetiyiz. Elhamdü lillâh, ellezî cealenâ min ümmetihî; bizi onun ümmetinden yapan Allah'a sonsuz hamd ü senâlar olsun...

En şerefli peygamberin, en şerefli ümmetiyiz! Elindeki nimetin kadrini bil!.. Ne yapıyorsun, bu nimetleri bırakıp başka nimetlerle meşgul olur mu insan?.. Sofranın üstündeki kaymakları, tatlıları bırakıp da insan yerdeki mezbeleye gider mi?..

Onun ümmetinden olmak en büyük şeref... Allah-u Teâlâ Hazretleri bizi onun sünnet-i seniyyesini öğrenip, izinden kıl kadar ayrılmadan, şefaatine erecek bir tarzda yaşayıp, onun iltifatına mazhar olanlardan eylesin...

Peygamber SAS buyurmuş ki:

"--Ümmetin fesada uğrayacağı zamanda, benim sünnetime sarılana yüz şehid sevabı var."

Bir rivâyette de, (felehû ecri şehîd) şehid sevabı var demiş. Ona da razıyız. Şehid, Allah-u Teâlâ Hazretleri'nin en yüksek kulu... Allah-u Teâlâ Hazretleri'nin yoluna canını vermiş bir kimse... Şehid sevabı alıyor veyâhut yüz şehid sevabı alıyor.

Onun için ben böyle, gece gündüz her konuşmamda, yakaladığım zaman size söylediğim, "Aman Peygamber Efendimiz'in sünnetine sımsıkı sarılın!" dediğim bundan... Yol kimin yolu?.. Peygamber Efendimiz'in yolu... Gerisi şaşırtır, yanıltır. Başka salâhiyetlmi insan yok bu sahada, bu sahanın salâhiyetli insanı Rasûlüllah SAS Efendimiz... Onun sünnetini oku!..

Her şeyi anlatmış. Hayran kalıyoruz. Şurda beraberce okuyoruz pazar günleri hadis-i şeriflerini; her pazar bir başka türlü hayran oluyoruz, tâkâtimiz kalmıyor, hayran yığılacak hale geliyoruz. Her şeyi anlatmış Rasûlüllah Efendimiz... Okusan, nerdeyse senin işe giderken yapacağın şeyi de anlatacak... Bu ümmet şaşırmasın, hak yoldan ayrılmasın, Allah-u Teâlâ Hazretleri'nin rızasına aykırı iş yapmasın diye, o kadar ince teferruatı ile her şeyi bildirmiş.

Hac yaptığı zaman Arafat'ta ümmetine tavsiyelerde bulunmuş, bulunmuş; elini kaldırmış, (Allàhümme hel bellağtü?) demiş.

"--Yâ Rabbi, tebliğ ettim mi, senin emirlerini bu insanlara bildirdim mi? Şâhid ol yâ Rabbî!.."

Bildirdin yâ Rasûlallah!.. Ama bizde o hazinenin kıymetin bilecek kafa lâzım!.. İz'an lâzım, irfan lâzım!..

Onun için Peygamber Efendimiz'in hadislerini okuyun, hayatını okuyun!.. Bak, Asım Köksal dostumuzun güzel kitabı Pakistan'dan bile mükâfât aldı. Peygamber Efendimiz'in hayatını anlatıyor. Sayfa sayfa okuyun!..

Hadis-i şerif kitapları neşrediliyor; alın, okuyun! Raflarda durmasın her akşam yirmi sayfa, otuz sayfa okuyun! Rasûlüllah Efendimiz'in hayatını okuyun!.. Çok da kolaydır. Hadis-i şerif fıkra gibidir. Sekiz satır, on satır, oniki satır; çok kolay okunur. Ümmî de anlar, alim de anlar, anlamamak mümkün değildir. Hadisin bereketi o, herkes anlar. Küçük ilkokul çocuğu da anlar, üniversite profesörü de anlar. Ama neler anlar... Anlayışta fark olur ama, hepsi anlar.

Rasûlüllah'ı öğrenin, izinden ayrılmayın!.. Onun ümmeti olmak en büyük şereftir. Böyle Mi'raca mazhar olmuş bir peygamberin ümmetiyiz, elhamdü lillâh... Bu akşam bizim içimizin iftiharla dolması lâzım! Bu bir...

j. Mü'minin Mi'racı Namaz

İkincisi: Süleyman Çelebi ifade etmiş alacağımız dersi... Buyurmuş ki rahmetullàhi aleyh, rahmeten vâsiaten, ne mübarek zât imiş, ne tatlı söylemiş:

Sen ki Mi'rac eyleyip kıldın niyâz,
Ümmetin Mi'racını kıldım namaz.

Allah-u Teâlâ Hazretleri böyle buyurdu diyor Süleyman Çelebi... Peygamber Efendimiz o huzur-u Rabbül-İzzet'den ayrılmak ister mi?.. İstemez ama;

Avdet idüp da'vet et kullarımı,
Tâ gelüben göreler dîdârımı!

"Sen ey peygamberim, git kullarımı benim yoluma davet eyle; onlar da gelip benim dîdarımı görsünler!" Cehennemde dîdar görülmeyecek, cennette görülecek. Peygamber Efendimiz'in tavsiyesini, davetini dinleyeceğiz, yolundan gideceğiz, cennette göreceğiz.

Cennet ehlinin de müstesnâlarına ikram... Cuma günleri cennet ehlinin derecesi yüksek insanlarına Allah-u Teàlâ Hazretleri;

"--Size bir nimet ihsân edeyim!" diyecek.

Diyecekler ki:

"--Yâ Rabbi, her nimeti verdin bize...

(Mâ lâ aynün reet, velâ üzünün semiat ve lâ hatera bimâ ehad) Hiç bir kimsenin gönlüne doğmayan, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği nimetleri verdin bize, hiçbir ihtiyacımız yok ki!.."

Cemâlini gösterecek, cemâlullahı görünce, mest olacaklar.

(Selâmün kavlen min rabbir-rahîm) Selâmını alacaklar, Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin selâmına mazhar olacaklar. Eve geldikleri zaman ev ahalisi diyecek ki onlara:

"--Size bugün ne oldu, kokunuz güzelleşmiş, nurunuz ziyadeleşmiş?"

Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin cemâli ikramına, selâmı ikramına mazhar olacaklar. Gelip de Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin dîdarını görmek için, Rasûlüllah'ın davetine uymak lâzım!.. Bunu hiç unutmayalım.

Sen ki Mi'rac eyleyip kıldın niyâz,
Ümmetin Mi'racını kıldım namaz.

"Ey Rasûlüm sen geldin, Mi'rac ettin, hiç bir beşere nasib olmayan bu yüksek mertebeleri buldun. Benim huzuruma geldin, bî-kem ü keyf o tatlı anlar yaşadın. Ümmetinin Mi'racını da namaz eyledim." diyor. Bizim Mi'racımız ne, hadis-i şerifte geçiyor:

(Essalâtü mi'râcül-mü'min) "Namaz mü'minin Mi'racıdır."

Peygamber Efendimiz peygamberlerin en büyüğü idi, seyyidil-evvelîn vel-âhirîn idi, mi'rac eyledi; sen de namazda Mi'rac et!.. "Allahu ekber" dediğin vakitte, "Hiç bir şeyle mukayese edilmeyecek şekilde Allah-u Teàlâ Hazretleri her şeyden daha büyük!" de, at her şeyi arka tarafa, Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin huzurunda elpençe divan dur, boyun bük!.. Ona hamdü senâ eyle, onun ayetlerini okuyarak ona hitâb eyle!.. Ondan sonra önünde rükû eyle, pâk alnını onun huzurunda secdeye kapa!.. Onu tesbih eyle, her türlü noksandan tenzih eyle!.. Bunları şuurla yap, o da Mi'rac olur.

Olmuş, olmayacak bir şey değil... Hazret-i Ali Efendimiz, Hazret-i Hüseyin Efendimiz, diğer sahabe-i kiram, namaz kıldıkları zaman kendilerinden geçerlermiş. Vücudlarına batmış olan zırhı çıkartırlarmış da, duymazmış. Kendinden geçiyor yâni, nasıl oluyorsa... Öyle namaz kılmak lâzım!..

İki insan camiye gelir, aynı namazı kıldıkları halde birisi bir parmak ucu kadar bir ecir alır, ayrılır; ötekisi çok büyük ecirler alır, ayrılır. Neden?.. Şuur farkı...

Aman bu namazı küçümsemeyin, ehemmiyetsiz bir ibadet sanmayın!.. Bu namaz mü'minin Mi'racıdır. Şu Mi'rac gecesinde bir kere daha ifade ediyoruz, mü'minin Mi'racıdır. Zâten bu Mi'rac gecesinde hediye olarak, bu mübarek Mi'racın bir hatırası olarak beş vakit namaz farz olmuştur. Kim sıdk ile bu beş vakti edâ ederse, elli vakit namaz kılmış gibi Allah ecir verir. Çünkü bir iyilik on misli ile mükâfâtlandırılıyor. Mi'racdan dönüşteki o Mûsâ AS'ın tavsiyesi üzerine, elli vakit namaz farz olmuşken, onun indirilmesiyle ilgili rivayetleri bilirsiniz.

Eskiden, Mi'rac'dan evvel, müslümanlar sabah ve yatsı namazlarını kılarlarmış. Mi'rac gecesinde beş vakit namaz farz olmuş. sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı... Ne güzel olmuş. Günün en önemli vakitlerinde ne güzel oluyor da, şu çirkef dünyanın pisliğinden sıyrılıp abdest alıyoruz, günahlardan âzâlarımızı temizliyoruz. Rabbil-àlemîn'in huzuruna duruyoruz, melekleri imrendirecek bir tarzda saf bağlıyoruz. Ondan sonra onun huzurunda rükû ediyoruz, secde ediyoruz. Ona tahmid ediyoruz, tesbih eyliyoruz, zikreyliyoruz.

Ne güzel!.. Elhamdü lillâh Allah-u Tiàlâ Hazretleri bizi müslüman eylemiş, en güzel ibadetlerle bizleri şereflendirmiş.

k. Allah'ın Dinine Hizmet

Peygamber Efendimiz Mi'rac'dan geldikten sonra, işte bu olanları ümmetine anlattı da... Ümmetine de anlattı, öteki müşriklere de anlattı. Zâten, Peygamber Efendimiz'in dünyaya gelmesinden sonra insanların hepsi Peygamber Efendimiz'in ümmetidir. Nasıl ümmet oluyor?.. Bir kısmı ümmet-i da'vet, bir kısmı ümmet-i icâbet... Peygamber Efendimiz'in sözünü dinleyip, emrini anlayıp, ona uyanlar, davete icabet ediyorlar. Ötekiler belki gelirler, o da olur. Bakarsın, eğer parmağını kaldırıp, kelime-i şehâdet getirip, "Lâ ilâhe illallah, muhammedün rasûlüllah" derse, o da onun ümmeti olma şansına sahibdir. Onun için onlara da ümmet-i da'vet derler.

Afrika'daki, Amerika'daki, Kanada'daki, Avustralya'daki insan, bakarsın, bir babayiğit, çalışkan müslüman gider;

"--Siz ne yapıyorsunuz yâ?.. İslâm var, iman var, Kur'an var; bak Allah-u Teàlâ Hazretleri şöyle buyuruyor. Bu puta nerden tapıyorsunuz, bu istavroza nerden değer veriyorsunuz?.. Hak yola gelsenize!.." der, bakarsın müslüman olur.

Allah'ın has, hâlis kulları çok... Allah yolunda cihad eden, Allah'ın dinini yaymaya çalışan nice insanlar var...

Size de tavsiye ederiz ki: İnsanların yaptığı çalışmaların en güzeli, dine hizmettir, Allah'ın yoluna çağırmaktır. Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin dinine yardım ederseniz, bu din yayılır; yardım etmezseniz, kendi evlâtlarınız bile elinizden kaçar. Biz kendi dinimizi kaybederiz, Allah korusun... Ezanlar okunan bu beldelerde, bir zaman sonra çanlar çalınmağa başlar, khafirler dolaşmağa başlar. Ama dışardan gelmemiş olur onlar; senin, benim, onun akrabası olur.

O bakımdan hepimiz Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin yoluna, dinine hizmet edeceğiz. Yalnız hocalar değil; böyle camide sarık sarmış, cübbe giymiş hocalar değil, herbiriniz Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin yoluna hizmet edeceksiniz. kardeşinizi dine çağıracaksınız, evlâdınızı müslüman yetiştirmeğe çalışacaksınız. Hakkı öğretip, hak ehli olarak yetiştirmeğe çalışacaksınız.

Erzurum'dan kalkmış, Adapazarı'na gelmiş bir çocuk, sırtına ayakkabı boyamak için bir sandık almış. Baktık, bizimle beraber ikindi namazı kıldı. Sorduk, hiç kimsesi yokmuş, tek başına çıkmış. Onüç ondört yaşında bir çocuk... Amma namazını bırakmıyor. Erzurum'dan gelmiş, bekçi yok, takipçi yok, babası yok; bir yerde sığıntı kalıyor, ama namazını bırakmıyor. İmrendim yâni.

Böyle yetiştireceğiz evlatları... Çocuğunuzu nereye gönderirseniz gönderin, Allah'tan korkacak, yüreği titreyecek, namazı kılacak... Allah'tan korkacak, haramdan kaçacak... Allah'tan korkacak, bu dine bağlı yaşayacak... Allah'tan korkacak, bu dine hizmet edecek... Ne olacak bu paralar, pullar?..

Allah-u Teàlâ Hazretleri bizi dünya ve ahiretin hayırlarına erdirsin... Peygamber Efendimiz'e has ümmet eylesin... Kendisine has kul eylesin... Rızasına uygun ameller işlemeyi nasib eylesin... yolunda daim, zikrinde kàim eylesin... böyle nice mübarek kandillere, Mi'raclara cümlemizi nâil eylesin...

Namazlarımızı Mi'rac eylesin... Şuurla kılmayı nasib eylesin, şuurlu müslüman eylesin... Bir taraftan müslüman, bir taraftan kıyafeti kâfir gibi... Bir taraftan müslüman, bir taraftan huyları kâfir gibi... Bir taraftan müslüman, bir taraftan işleri kâfir gibi... Bir taraftan müslüman, bir taraftan eli, kolu, her tarafı haramda... Olur mu?..

Ele geleni yersin,
Dile geleni dersin!

"Böyle dervişlik mi olur?" diyor Yunus Emre, haklı olarak...

İnsan müslüman olunca, müslümanlığa uygun yaşar. Karısı müslüman gibi değil, kendisi müslüman gibi değil, kıyafeti müslüman gib değil, hàli müslüman gibi değil... İnsaf yok, iz'an yok, müslümanlara merhamet yok, şefkat yok... Aleyhinde çalışır, kuyusunu kazar, şikâyet eder... Olmaz!

Müslüman aklından tezadı silmeli, içinden zıtlıkları kaldırmalı! Perhizde olan insan, lâhana turşusu yemez diyoruz ya; müslümansa müslümanca yaşayacak! Evindeki yaşayışından karısının kıyafetine, kendisinin hàline, sözüne, kazancına, iş tutuş tarzına varıncaya kadar, "Hâzâ müslüman, işte müslüman böyle olur!" denilecek. Aksi takdirde, olmaz!

Allah-u Teàlâ Hazretleri bizi taklitten kurtarsın... Taklit fena bir şey.. Herkes cennete gidiyor; iyi, peşinden gidiyor... Ama şimdi gürül gürül herkes cehenneme gidiyor. Gümbür gümbür, dağdan inen sel gibi cehenneme giderken, olur mu ona uymak?.. Bu selden kendini kaçıracaksın, koruyacaksın, çoluk çocuğunu koruyacaksın! Bu sele memleketim uğramasın diye uğraşacaksın!..

Çıplak geziyorlar İsveç'te... Evlilik yok, bir şey yok... O küfür buraya güldür gelirse, ne olur hâlimiz?..

Anahtarı vermiş arkadaşımıza: "Ben üç ay gemi ile gideceğim, al benim evin anahtarını!" demiş, anlayabiliyor musunuz?.. Bu kötü ahlâk buraya gelirse, ne olur toplumun hàli?..

Onun için hepimiz çalışacağız. Allah şu mübarek Mi'rac kandili hürmetine, şu mübarek gece hürmetine ailemizi, çoluk çocuğumuzu ve toplumumuzu korusun...

Ben, "Mübarek mevsim başladı." dedim, bundan bir ay evvel... "Receb geldi, ayrı bir mevsim." dedim. Regàib kandili oldu. Bak Peygamber Efendimiz Recebin yirmiyedisinde Mi'rac eylemiş. Önümüzde Şa'ban geliyor, arkasında Ramazan gelecek. Melekler cennetin kapılarını açacaklar, semâları bezeyecekler, cehennemin kapıları kapanacak... Şeytanların azılıları zincirlere bağlanacak.

Mübarek bir zamandayız, fırsat bu fırsattır. Acaba bir dahaki Mi'rac'a çıkacak mıyız, bir dahaki seneye erişecek miyiz?.. Hergün aramızdan, ölüm birkaçımızı koparıp alıyor.

Halkı bostan edinmiştir,
Dilediğin üzer ölüm.

Bostan tarlasına girmiş gibi, ecel toplayıp toplayıp gidiyor içimizden... Ecelin okları içimizden birisini vurup vurup gidiyor. Hiç uyanmaz mısın?.. Bir dahaki seneye değil, yarına çıkmayacakmış gibi aklını başına toplayacaksın!.. Ama çıkarsan, çok şükür çıktım diyeceksin!..

Allah-u Teàlâ Hazretleri gafletten uyandırsın, sevdiği kul olmayı cümlemize nasib eylesin... Allah cümlenizden razı olsun...

l. Gecenin İhyâsı

Şimdi bundan sonra ne yapacağız?.. Saat olmuş onbirbuçuk, bu gece insan camiden ayrılmak istemiyor. Cami Allah'ın evi, insanın içinde neşe oluyor. Ne yapalım: Kardeşlerimiz biraz Kur'an okusunlar. Uzak yerden gelenler evine gider; ibadetle, Kur'an-ı Kerim'le, zikirle, tesbihle meşgul olur.

Ondan sonra biraz burası tenhalaşır, gidenler gider, oturanlar oturur; tesbih namazı kılarız. Ondan sonra evimizde ibadetlere devam ederiz.

Bir insan yatsı namazını cemaatle kılarsa, sabah namazını da cemaatle kılarsa, bütün geceyi ibadetle geçirmiş gibi Allah sevap verir.

Bir insan yatacağı vakit abdest alıp, dört rekât namaz kılıp, abdestli olarak yatarsa, melekler gece ibadet etmiş gibi sevap yazarlar. Bu fırsatlardan istifade edin!.. Abdest alın, namaz kılın, abdestli olarak yatın; o ecirden, o sevaptan faydalanırsınız.

Sabah namazına da camiye gelmeye çalışın! Uykuyu yenmeyi öğrenin, nefsi yenmeyi öğrenin! Yatsıyı burda kıldığınız gibi, sabahı da kılmaya çalışırsınız.

Bugün gündüzden oruçlu olmak iyi idi, yarın da oruçlu olmak iyidir. Oruç tutarsınız. Oruç insanın kalbini yumuşatır, insanın içine rikkat denilen mânevî hassaslığı ihsân eder. Peygamber Efendimiz bu Receb'de, Şa'banda çok oruç tutardı. Biraz aç kalın da şu açların, yoksulların halini bir anlayın bakalım!..

Mide boşaldı mı, kalb çalışmağa başlar. Mide dolu oldu mu, insanın karnı doydu mu, eğlence arar, uyku arar. Nefis bu sefer bazı şeyler istemeğe başlar. Onun için oruçla yarınınızı ihyâ edersiniz.

Namazları cemaatle kılmağa çalışırsınız. Sabah namazını kaçırmamağa çok dikkat edin!

Elinizden geldiğince, elinize tesbihi alın, zikredin, tevbe ve istiğfar edin! Tevbe ve istiğfarın sevabı hakkında çok şeyler söylenebilir. Kul tevbe etti mi, Allah-u Teàlâ Hazretleri tevbesini kabul eder. İtiraf edin:

"--Yâ Rabbi, sen benim halimi biliyorsun, suçum, kusurum ne kadar çok... Hatâm haddi aşmış, boyumu aşmış durumda... Günah deryasına daldım, boğulmak üzereyim. Şu gece hürmetine, şu Receb hürmetine, mübarek kulların hürmetine, Peygamber Efendimiz hürmetine beni affeyle... Beni de iyi kul eyle yâ Rabbi!.." diye gözyaşı dökün!

Allah korkusundan ağlayan göze cehennem ateşi değmeyecek. Cehennemin en çok korktuğu şey, aşıkların gözyaşı... Onun için, biraz kendi halinizin şöyle bir muhasebesini yapın: "İşte geldik, işte gidiyoruz; sakalımız aklaştı, adam olamadık, bizim halimiz ne olacak?" diye biraz geçmiş günahlar için gözyaşı dökün!.. "Allah'ın iyi kulları nelere ermişler, ne haller görmüşler, nedir bu benim halim?.." diye, biraz da ona ağlayın!..

Eskilerden bir mübarek zâtın hayatını okuyordum geçen gün... Sahih kitaplardan okudum, inanıyorum, yüzdeyüz doğru gibi geliyor bana, doğrusunu Allah bilir: Geceleyin rüyasında şeyhi gelmiş, demiş ki:

"--Evlâdım dışarı gel ki, seni Rasûlüllah tecellî-yi zâta götürecek!"

Rüyasında çıkmış, dışarıda Rasûlüllah SAS Efendimiz'i görmüş, elini ayağını öpmüş. Ondan sonra ne haller, ne güzel şeyler...

O büyüklerden bir tanesinin hayatını okudum. Çok ciddî bir alim, tefsir alimi, büyük zât... Tevâzu ile diyor ki:

"--Elhamdü lillâh dört sene beş ayda peşpeşe kırk erbaîn nasib oldu." diyor.

Ne demek kırk erbaîn?.. Kırk gün oruç tutarak, ibadet ede ede, gece az uyuyarak, Allah'a ibadet ederek vakit geçirmek... Buna çile derler, Arapça erbaîn derler, halvet derler. Peşpeşe kırk halvet yapmış.

Bir mübareği okudum. Diyor ki:

"--Halvette oruç tuttum, Rasûlüllah'ın sünnetine uyayım diye bir bademle iftar ettim. Hiç etmeden yapabilirdim ama, bir badem aldım ki, sünnete uygun olsun."

O mübarekler öyle çalışmışlar, o güzel hallere nâil olmuşlar. Peygamber Efendimiz'in iltifatına ermişler. Ne güzeller haller var...

"Benim halim niye böyle?.. Niye ben hâlâ adam olamadım, ne olacak benim hâlim?... Ömür geçti, şu noktaya geldim. Ya benim de ecelim gelmişse, şu öteki arkadaşlarım gibi ben de ahirete göçeceksem ne olacak?" diye biraz insan başının tasasına düşmeli, biraz ona ağlamalı!.. Biraz Allah-u Teàlâ Hazretleri'ne aşkından, şevkinden ağlamalı!..

"Rasûlüllah Efendimiz Mi'raca ermiş, benim hâlim ne olacak? Ben de o tecellilere ersem..." diye yalvarmalı!..

Allah-u Teàlâ Hazretleri hayırları fetheylesin, şerleri def eylesin, iki cihanda aziz eylesin... Allah cümlenizden razı olsun...

El-fâtihah!..

28. 04. 1984 - İskenderpaşa / İstanbul

Bu haber 11922 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Prof. Dr. MAHMUD EA'AD COŞAN

Mi'rac Gecesi 1

Mi'rac Gecesi 1 Hiç gözü görmeyen bir a'mâ, zavallı düşünün! Anasından doğduğu zaman gözleri görmüyor idi. Buna kırmızı ile yeş...

Esad Coşan hazırlamıştı Risâle-i İslâmiyye'yi

Esad Coşan hazırlamıştı Risâle-i İslâmiyye'yi Risale-i İslâmiyye, İslâmdan bahseden bir kitapdeğil sadece. Daha nice gerçekleri barındırıyor. Esad Coşan Hocaefen...

NASİHAT

NAMAZ

MERHABA25 May?s 2020

GALERİ

ALAHA ISMARLADIM

RAMAZAN

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

YEDİ KITA

MÜSLÜMANCA YAŞAM

OSMANLI


ALPEREN

OSMANLI TORUNU


SIGARA İÇME


FATİH SULTAN MEHMET


İSLAM HUZUR

NAMAZINI KIL


YAVUZLAR BİTMEYECEK

NECİP FAZIL KISAKÜREK

TÜRKİYENİN MİLLİYETÇİ MUHAFAZAKAR BAĞIMSIZ HABER SİTESİ
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi