BAĞIMSIZHABERLER.COM
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

CAMİYE GELİN

DUA SANA

TÜRKİYE "BİZ" GELİYORUZ

MUHSİN BAŞKAN

EĞİTİM HABER

İNSAN VE HAYAT

SAĞLIK DÜNYASI

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ANKET

Türkiye cUMHURİYETİ bAŞKAN aDAYINIZ KİM






Tüm Anketler

%100 OSMANLI

SIGARA İÇME


HUZURLU YAŞAM

TESETTÜR

SAYAÇ 08/05/2011




     
 

SEVGİLİ EN SEVGİLİ

Sünnet, Kur'an'ın anahtarıdır

Sünnet, Kur'an'ın anahtarıdır

Tarih 12 Eylül 2019, 10:37 Editör HÜSEYİN NECATİ

Kur'an’daki hükümlerin pek çoğu mücmel (özlü) ifadeler ve küllî kaideler şeklinde beyan edilmiştir. Bu açıdan sünnetin Kur'an'a olan ihtiyacından çok, Kur'an'ın sünnetin beyanına ihtiyacı vardır.

19. yüzyılda tezahür eden dinde tecdid/ıslah düşüncesi ve o kaynaktan beslenen yaklaşımlar, dinin tek kaynağı olarak Kur’an-ı Kerim’i yeterli görenler –İslam tarihinde bazı öncüllerini görmek mümkünse de- modern yorumlardır. Son iki asır boyunca modern Batı’nın teknolojik, ekonomik ve siyasal hücumlarının yanı sıra metafizik taarruzlarına karşı verilen tepkisel bir reaksiyondur diyebiliriz bu fikri akımlar için.

Günümüz şartlarında sadece aydınlar, âlimler veya ilmi çevrelerde tartışılıp konuşuluyor olsaydı bu yorumlara belki daha ılımlı yaklaşmak mümkün olabilirdi. Ancak medyanın, sosyal medyanın, online yayınların hayatımızı kuşattığı bir dönemde bahsi geçen fikirler; hayatında hiçbir siyer, fıkıh, hadis, tefsir ve kelam kitabı açıp okumamış insanlara ulaştığında çok tehlikeli sonuçlar doğurabiliyor.

Nasıl mı? Etrafımıza bir bakalım. Dini konularda herkes ahkam kesiyor, herkes fetva veriyor. İslami ilimlerin tarih içindeki gelişim sürecinden, hangi şartlarda ve hangi sorular etrafında şekillendiğinden, temel ıstılahlarından, bilgiye ulaşma yöntemlerinden, bu hususta farklı metodlar takip eden ekollerden ve bunların birbirinden hangi noktalarda farklılaştıklarından, İslam ilim geleneğindeki hoca-talebe zincirinden, derslerde okutulan kitapların omuzlandığı ilmi gelenekten bırakın haberdar olmayı temel dini bilgisi bile olmayan insanların külli ve cüzzi iradeyi, teravihin bidatlığı vs. gibi uzmanlık isteyen konularda fikir beyan etmesi ancak ve ancak su katılmamış bir cehaletin neticesi olabilir.

Günümüz Müslümanlarını bu tarzda ifrat ve tefrite sürükleyen konulardan biri de hadislerin dindeki yeri meselesi. İşi, İslam ilim geleneğinde Kur’an’ı Kerim’den sonra ikinci kaynak olarak kabul edilen, hadislerin neredeyse toptan inkârına vardıranlar bile mevcut. Vehbe Zuhayli, Fert ve Topluma Kur’an Mesajı adlı kitabında bu konuya dair önemli tespitlerde bulunmuş.

Kur’an her çağa hitap eder

Ona göre Kur'an’daki hükümlerin pek çoğu tafsilatlı değildir. Mücmel (özlü) ifadeler halinde yahut sadece umumî prensipler ve küllî kaideler şeklinde beyan edilmişlerdir. Kur'an, İslâm'ın yaşandığı her çağa hitap eder. Bu sebeple o açıklanmalı ve izah edilmelidir. “Bu açıdan ona göre, sünnetin Kur'an'a olan ihtiyacından çok, Kur'an'ın sünnetin beyanına ihtiyacı vardır. O halde "Sünnet" Kur'an'ın anahtarıdır. Sünnet vasıtasıyla Kur'an'ın hükümleri anlaşılır, bu hükümlerin sırları bu şekilde açığa çıkar, ayetlerin muradları açıklanabilir. Bu durum bize ilâhi vahyin her zaman o vahyi tebliğ eden peygamberlerin risaletleri ile birlikte olduğunu ilâhi teşriîn helal ve haramlarının böylece düzenlendiğini gösterir.”

Bu gerçeği İslâm'ın mesajında gayet açık bir şekilde görüyoruz diyor Vehbe Zuhayli ve şu ayeti delil gösteriyor: "Kendine indirilen hükümleri insanlara açıklaman için sana bu zikri (Kur'an) indirdik." (Nahl, 44)

Dolayısıyla sünnet; Kur'an'ın zaruri bir açıklaması, İslam’ı yaşayabilmek için berrak bir hayat modeli ve metodu olmuştur. Bu sebeple Müslümanlar, Allah'a itaat etmesi gerektiği gibi Resulüne de (sas) itaat etme mecburiyetindedir. Çünkü Resulullah, Allah'ın şeriatı ve ahkâmını icra etmek üzere en güzel örnektir: "Şüphesiz Allah'ın Resulünde sizin için, Allah'ı ve ahiret günün arzulayanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için güzel bir örnek vardır. (Ahzab, 21)

İbadetler ve muameleler hakkındaki sözlü ve ameli sünnete uyulması -tamamen Kur'an gibi- farz ve şart olmaktadır. Yine Vehbe Zuhayli, Allah’ın Resulü’ne itaatin vücubunu ispat eden pek çok ayetin aynı manayı tekrarladığına dikkat çekiyor. Meselenin farklı boyutlarına ve inceliklerine açıklık getirmek için de kitabında bu ayetleri kısa açıklamalarla sırasıyla ele alıyor:

"Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Resule ve sizden olan idarecilere itaat edin. Eğer Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, aranızda herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düştüğünüz zaman onu Allah'a ve Resule havale edin. Bu daha hayırlı ve netice bakımından daha güzeldir." (Nisa, 59)

Peygamber’e itaatin hükmü

Allah Teâlâ kendine itaat ile Resulüne itaati birbirine bağlamış ve şöyle buyurmuştur: "Kim Resule itaat ederse şüphesiz Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik." (Nisa, 80)

Allah Teâlâ kendine itaat ile Resulüne itaatin ahiret âlemindeki mükâfatının tek olacağını bildirmiştir: "Kim Allah'a ve peygamberine itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve alihlerle beraberdirler. Bunlar ne güzel arkadaştırlar." (Nisa, 69)

Kur'an, hiçbir Müslümanın, Allah Resulüne ve onun sünnetine uyma konusunda muhayyer -tercih edip etmemekte serbest- bırakılmasını caiz görmez: "Allah ve Resulü herhangi bir hususta hüküm verdiği zaman mümin bir erkeğin ve mümine bir kadının (dünya ve ahiret) işlerinde başka yolu seçme hakları yoktur. Kim Allah ve resulüne isyan ederse şüphesiz ki o açıkça sapıtmıştır." (Ahzab, 36)

Cenab-ı Hak, Allah Resulünün emrine uymanın ve nehyettiği şeylerden kaçınmanın vücubunu (farz ve şart olduğunu) açıkça ifade etmektedir: "Peygamber size neyi verirse onu alın, size neyi yasaklarsa ondan kaçının. Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah, azabı pek şiddetli olandır." (Haşr, 7)

Kur'an, Resulullah'a karşı gelmekten ve tatbikatta gevşeklik göstermekten sakındırmış ve ölümünden sonra da her zaman ona uyup itaat etmeyi emretmiştir: "Onun emrine karşı gelenler, başlarına bir bela gelmesinden yahut şiddetli bir azaba uğramalarından sakınsınlar." (Nur, 63)

Kur'an, Peygamber’e itaatin psikolojik yönüne de dikkat çekerek Allah'ı sevmek ile Resulünü sevmeyi bir arada zikretmiştir. Seven, sevdiğine itaat eder. Onun sözünden ayrılmaz. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: "De ki: Siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin." (Âl-i İmran, 31)

Kur'an, iman ölçüsünde Allah'a iman ile Resulüne iman arasında aynı seviyede bir bağ kurmuştur: "Gerçek müminler ancak o kimselerdir ki Allah'a Resulüne iman ederler, hepsini bir araya getiren önemli bir meselede Peygamberlerle bir araya geldikleri zaman Peygamberden izin almadan ayrılmazlar." (Nur, 62) Hak Teâlâ bunu başka ayetlerde de vurgulamıştır. Bu ayetlerden biri şu şekildedir: "... Allah'a iman edin. Allah'a ve O'nun kelamına iman eden, okuyup yazması olmayan, Allah'ın Resulüne de iman edin. Ona uyun, umulur ki doğru yola erersiniz." (Araf, 158)

Kitap Kur’an’dır, hikmet ise sünnet

Kur'an, Peygamberimizin getirdiği mesajın özelliklerini ve yüklediği büyük sorumluluğu özlü bir ifade ile beyan etmektedir: "Okuma yazma bilmeyen bir kavme, kendi içlerinden çıkan, onlara Allah'ın ayetlerini okuyan, onlara arındıran, onlara Kitabı ve Hikmeti öğreten bir peygamber gönderen Allah'tır. Hâlbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler." (Cuma, 2) "Kitap", Kur'an'dır. "Hikmet" ise tahkik ehli âlimlerin açıkladıkları gibi nebevî sünnettir. Zira hikmet, Allah'ın Peygamberi Hz. Muhammed'e (sas) bildirdiği dininin sırları, şeriatın hükümleridir.

Bütün bu sebeplerle Peygamberimizin sünneti, dinin ikinci kaynağı olmuştur. Onunla amel etmek, tatbik edip yaşamak mecburidir. Onun hüccet olduğunu inkâr etmek -İbni Abdi'l-Berr'in Câmiu'l Beyani'l-İlmi ve Fadlihî kitabında dediği gibi- dinden dönme cezasını gerektirir.

Sünnete sarılmak ve onunla amel etmek, Allah'ın kitabıyla amel etmek demektir. Sünnette tespit edilen ahkâm aslında Allah tarafından gelen vahyin ifadesidir. Nitekim ayet-i kerimede "O, kendi arzu ve havasından konuşmaz. O'nun her konuştuğu Allah tarafından vahyedilen bir vahiyden başka bir şey değildir. (Necm, 3-4) Bu ayet, Peygamberimizin ister Kur'an'da ister sünnette olsun Allah'ın kendisine yaptığı vahiyden herhangi bir şeyi eksiltmekten yine Allah tarafından korunduğuna delildir.

Peygamberimizin, Allah'ın kendisini muttali kıldığı, büyük ihtimalle sünnet hususunda gevşeklik gösteren birtakım kimselerin gizli durumları hakkında kendisine bildirdiği gerçeği şöyle ifade etmiştir: "Dikkat edin. Bir adam koltuğuna yaslanmış durumda iken benim hadisim ona bildirilir de o da şöyle der: "Sizinle bizim aramızda sadece Allah'ın kitabı vardır. Onda helal olarak bulduğumuzu biz helal olarak kabul ederiz. Kur'an'da haram olarak bulduğumuzu haram kabul ederiz. Hâlbuki Allah Resulünün haram kıldığı da Allah'ın haram kılması gibidir." Bu hadis Tirmizî'nin rivayetidir.

Sünnet, Kur’an’ın tercümanıdır

Ebu Davud'un rivayetine göre ise Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: "Dikkat edin. Bana bu kitap birde onun benzeri (yani sünnet) verildi. Dikkat edin. Yakında koltuğu üzerine oturmuş karnı tok bir adam şöyle diyecektir: Bu Kur'an'a sarılın. Sadece onda bulduğunuz helali, helal sayınız. Onda bulduğunuz haramı, haram sayınız. Dikkat edin. Size ehil merkep eti helal değildir. Yırtıcı hayvanlardan pençeli olanlar da muâhedin terk ettiği, bulunmuş mal da helal değildir. Ancak sahibi müstağni olursa helaldir. Kim bir kavme misafir olursa onu ağırlamak mecburiyetindedirler. Onu ağırlamazlarsa o misafirin, misafirlik hakkı kadar onlardan alma hakkı vardır."

Vehbe Zuhayli’ye göre, bütün bunlar -sözlü olsun amelî olsun- "Sünnet"in hüccet olduğuna delildir. Dikkat edilmesi gereken tek nokta -amel edilebilmesi için- sünnetin sahih ve sabit (veya hasen) olması şarttıdır.

Bunu söyledikten sonra Zuhayli hemen şu bilgiyi de ekliyor: “Hadis âlimleri, sünnette nakledilen bütün rivayetlerin araştırılmasını yaparak bu meseleyi noktalamışlar, sahih olanları tespit etmişler, zayıf ve mevzu (uydurma) olanlara işaret etmişlerdir. Dolayısıyla hiç kimsenin Kur'an'ın tercümanı ve tamamlayıcısı olan sünnetten uzak durmak için mazereti kalmamıştır.”

Munise Şimşek

www.dunyabizim.com

Bu haber 20 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

DİN & İBADET

Din doğru olarak nereden öğrenilir?

Din doğru olarak nereden öğrenilir? Her Ramazan, bazı gazeteler promosyon olarak Kuran-ı kerim meali verirler. Gazeteler bu vesile ile satışlarını artı...

Teravih namazı için alacağımız manevi mükafatlar

Teravih namazı için alacağımız manevi mükafatlar Ramazan ayında kılınan teravih namazlarının her birinde ayrı bir hikmet olduğunu biliyor muydunuz?İmam-ı Gazali Haz...

NASİHAT

NAMAZ

Ben Bitti Demeden Bitmez.22 Eylül 2017

ALAHA ISMARLADIM

RAMAZAN

YEDİ KITA

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

MÜSLÜMANCA YAŞAM

ALPEREN

OSMANLI


OSMANLI TORUNU


SIGARA İÇME


FATİH SULTAN MEHMET


İSLAM HUZUR

NAMAZINI KIL


YAVUZLAR BİTMEYECEK

NECİP FAZIL KISAKÜREK

TÜRKİYENİN MİLLİYETÇİ MUHAFAZAKAR BAĞIMSIZ HABER SİTESİ
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi